Çok küçüktüm...
Sabahın erken bir vaktinde, kasabanın ortasındaki tarihi taş köprüden hafifçe aşağıya eğilmiş, elimdeki kağıttan küçük parçalar kopartarak atıyordum, altımdan köpürerek akan ırmağa doğru..
Dalgalı, bulanık sulara karışarak kaybolan her kağıt parçası, içimdeki heyecanı tuhaf bir inanca dönüştürüyor, sabah namazından dönen kasaba yaşlılarının meraklı bakışlarına aldırmadan işime devam ediyordum.
Çocukluk düşlerimin ve isteklerimin olanca aceleciliği ile anama koştuğumda hep aynı cevabı alırdım: "Hiç merak etme, çok istersen mutlaka olur kuzum..."
...Ve daha sonra neden, nasıl başladığını bilmediğim, ama kesinlikle anamın öğrettiği bir 'oyun' başladı. 0 günlerde neyi en çok istiyorsam, en az yüz kez, çizgisiz sarı yapraklı matematik defterime, yan yana yazıyordum. ...Ki bunlar genellikle "Pilot olmak istiyorum, doktor olmak istiyorum.", "bahçeli bir evimiz olsun", yada "bu yıl buğdayımız çok olsun" gibi istekler olurdu.
Sabah olunca anam, sofada kurulu halı tezgahının kirkit sesleriyle beni erkenden uyandırır, ardından köprüye yollardı... Kızılırmak'ın üzerindeki tarihi taş köprüde, sabah rüzgarıyla efildeyen saz benizli, cılız bir çocuk.... Arkamda anamın mırıl mırıl duaları, ellerimde yırtıp yırtıp ırmağa fırlattığım kağıt parçaları... Hiç değişmiyordu yazılanlar, bazen “doktor olmak istiyorum”, bazen "bu yıl tarlamızdan buğday çok çıksın", bazen de "bahçeli bir evimiz olsun."......Ve içimde Kızılırmak kadar güçlü ve dingin o ses, anamın sesi:
"Çok istersen mutlaka olur kuzum."
Şimdi, yirmibir yaşındaki Fatih’in İstanbul’u fethederken otağını ilk kurduğu tepelerdeyim. Okmeydanı’ndayım. Elimdeki kağıttan küçük parçalar kopararak atıyorum aşağıya doğru. Sarayburnu’ndan denize kadar uçuşuyor kağıtlar. Üzerlerinde yazılı tek bir cümle var: “ Biz güzel bir dünyada, onurlu bir ülkede, huzurlu bir kentte, iyi, namuslu ve insanca bir hayat sürmek istiyoruz… Hep birlikte… Çok istiyoruz…”
Dr. Ercan Kesal / www.gercekgundem.com