Açılış Sayfam Yap
Favorilerime Ekle
E-mail Gönder
Ana sayfa için tıklayınız
 
   































Ziyaretçi Sayısı
S a y a ç
 
Bir Tutam Tuz, Birkaç Kibrit

Ben Avanosluyum. Şimdilerde herkesin sadece peribacaları ile hatırladığı bu ilginç kasabanın bendeki karşılığı: “Balıklıova” dır, “Kızılırmak” tır, “Köybağı” dır, “Kuşadası” dır, üzüm bağları, ırmak kenarları, “binnik” tir… Issız akşamüstleri, serin ağustos geceleridir.

Anamın kokusudur. Acıktığımda hiç çekinmeden girip ekmek, kuru üzüm yediğim komşu evleridir. Uzun sofralarda yenilen karpuz, peynirdir. Güvenliktir, şefkattir, sıcaklıktır..

Şimdi her gittiğimde, tek tek ziyaret edip, duvarına yaslanıp gizli gizli ağladığım, doğduğum eski taş evdir. “Kıran” daki Cemelli ebemin mezarıdır. Köybağında altına uzanıp yattığım zerdali ağacıdır.
……………….

Kışın bitip, baharın yüzünü gösterdiği bir gündü. Bizden biraz daha büyük bir ağabeyin önderliğinde 5-6 çocuk, Kıran’a “keme” toplamaya gitmiştik. Keme, yani bugün yemek endüstrisindeki adıyla “trüf”. O pahalı meyve. Ellerimizde sopalarla toprağı yararak, kemeleri toplayıp, torbalarımıza dolduruyorduk. Aniden başlayan bir yağmurla, o civarda çokça bulunan bir kaya altı mağarasına sığındık. Mağarada soğuktan titreşip beklerken, büyük ağabey alışkın el hareketleriyle mağaranın duvarlarını yoklayıp, bir şeyler aramaya başladı. Kısa bir süre sonra da, kağıda sarılı bir tutam tuz ve onunla birlikte içinde 8-10 tane kibrit çöpü ve eczasının bulunduğu küçük bir paketi duvardaki yarıklardan birinden çıkardı. Bir süre sonra, yaktığımız çalı çırpıyla ısınmış, torbamızdaki kemeler ve anamın koyduğu “keskiç”le karnımı doyuruyordum. Yağmur bitip mağaradan ayrılırken tuz ve kibrit çöpleri kağıda sarılarak yine eski yerine konmuştu.

O gün biraz daha “büyüyerek” dönmüştük evimize …
……………….

Yıllar sonra tıbbiyede okurken, İzmir Konaktaki Çınar sinemasında oynayan A. Kurosava’nın  “Dersu Uzala” filmine gitmiştim. Filmin bir sahnesinde kar fırtınasına yakalanan Dersu ve Yüzbaşı’nın sığındıkları mağarada yaşadıkları da, benim çocukken yaşadığım şeyle aynıydı. Dersu, bir parça kibriti hiç tanımadığı insanların daha sonra ihtiyacının olabileceğini bilerek, oradan ayrılmadan önce onları bir yerlere saklamıştı. İnsanlığın ortak ahlak ve vicdanının hiç de öyle uzaklarda olmadığını düşünmüştüm.
………………

Kardeşlerim,

Biliyorum, korkusuzca, hiçbir kaygı taşımadan içimde “akşamhayır çiçeklerinin” kokusuyla dolaştığım çocukluğumun o güzel günleri çok geride kaldı. Ben de yeterince kirlendim.       

Şimdi yangın yerine dönen ve ağızlarımızın tadının iyice kaçtığı dünyamızda, cebimizdeki kibrit ve bir tutam tuzu başkalarının ihtiyacı için kullanmayı yeniden keşfetmek çok mu zor?

Sahip olduklarımızın başkalarının da işine yarayabileceği bir ilişkiyi tekrar ne zaman hatırlayacağız?

Karşılıksız ve çekinmeden bir kibrit tanesini, bir tutam tuzu ayırıp, bir kaya yarığına saklamayı ne zaman öğreneceğiz?

Sonuna kadar tüketip, bitirmek değil, ihtiyacımız kadarını alıp, geriye kalanını bizden sonrakilere bırakabileceğimiz bir yaşam anlayışı hayatın her alanına uygulanamaz mı?

Hadi, bir tutam tuz ve birkaç kibrit koyup cebimize, düşelim yollara...

Hadi,  kendimize ve dünyaya ağlayarak…

Hadi önce, kendimizi kurtararak başlayalım şu işe…          

14/02/2007

Dr. Ercan Kesal / www.gercekgundem.com









Lütfen tüm alanları doldurun. E-mail adresiniz kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.









Lütfen tüm alanları doldurun. E-mail adresiniz kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.