Açılış Sayfam Yap
Favorilerime Ekle
E-mail Gönder
Ana sayfa için tıklayınız
 
   































Ziyaretçi Sayısı
S a y a ç
 
Avanos Folkloru
 

KÜLTÜR - SANAT VE EDEBİYAT

 

1. FOLKLOR:

İlçemizde oynanan oyunlar, genelde yörede oynanan oyunlardır. Bu oyunların müzik aleti genelde "teftir. Tefi kadınlar çalar ve sözle oyuncuya eşlik ederler.

 

a) Kayalar: Genellikle düğünlerde kadınlar arasında karşılıklı ola­rak sözle söylenerek oynanan bir oyundur.

 

Kayalar

Kayalar yarılmasın

Söylen yar darılmasın

Darılırsa darılsın

Ellere sarılmasın

 

Nesine de yavrum nesine

Sigara da sokmuş fesine

 

Kayalar mendil mendil

Kimbilir kimin derdi

Ağaçlar kalem olsa

Yazılmaz benim derdim

 

Nesine de yavrum nesine

Sigara da sokmuş fesine

 

Kayalar oylum oylum

Geliyor selvi boylum

Selvi boylum gelirken

Şen olur benim gönlüm

 

Nesine de yavrum nesine

Sigara da sokmuş fesine

 

Kayalar engin olsa

Nişanlım zengin olsa

Zenginliğini aramam

O benim dengim olsa

 

Nesine de yavrum nesine

Sigara da sokmuş fesine

 

Kayalar bitişiyor

Keklikler ötüşüyor

Eller yârim dedikçe

Yüreğim tutuşuyor

 

Nesine de yavrum nesine

Sigara da sokmuş fesine

 

 

b) Ellere Sümbül Boylum Oyunu:

Bu oyun da düğünlerde kadınlar arasında karşılıklı olarak oynanır.

 

Ellere Sümbül Boylum

Çorabın alına bak

Dönder de bağına bak

Güzel kız ararsan

Avanos dağına bak.

 

Ellere sümbül boylum ellere vay

Şal yakışır ince ince bellere vay

 

Çorap ördüm milinen

Dürdüm büktüm gülünen

Şimdi sarhoşum gelir

Otuz iki dilinen

 

Ellere sümbül boylum ellere vay

Şal yakışır ince ince bellere vay

 

Masa üstünde pekmez

Bu pekmez bana yetmez

Avanos'un kızları

Altınsız gelin gitmez.

 

Ellere sümbül boylum ellere vay

Şal yakışır ince ince bellere vay

 

Halı dokurum halı

Bitmiyor gavur malı

Halı icat olalı

Kızların benzi sarı

 

Ellere sümbül boylum ellere vay

Şal yakışır ince ince bellere vay

 

c) Deveci Oyunu:

Kadınlar arasında oynanan ve mahalli özelliği olan bir oyundur. İki kişi karşılıklı veya tek kişi olarak oynanır.

Genellikle oyun oynayan kişi kendi ekseni etrafında dönerek el ve kolların düzenli hareketleri ile oynar.

 

Deveci

Çek deveci develerin sulansın aman aman

Yar yar aman deveci

Sordum aslın nereli

Çok sallama göbeği

Düşürürsün bebeği

Bebek girmiş yaşına

Takke de ister başına

 

Çek deveci develeri aman aman

Yar yar aman deveci

Susadıkça ver ağzına zemzemi

Aman aman deveci

Sordum aslın nereli

Çok sallama göbeği

Düşürürsün bebeği

Bebek girmiş yaşına

Takke de ister başına

Devem yüksek atamadım urganı aman aman

Üşüdükçe çek başına yorganı

Yar yar aman deveci

Sordum aslın nereli

Çok sallama göbeği

Düşürürsün bebeği

Bebek girmiş yaşına

Takke de ister başına

 

d) Allılar Oyunu:

İlçenin bazı köylerinde oynanan oyundur. Bu oyun sadece kadınlar tarafından köy düğünlerinde oynanır.

 

e) Sinsin Oyunu:

İlçemizde bu oyun erkekler tarafından düğün ve bayramlar da oy­nanır. Yakılan bir ateş etrafında dönülerek erkekler güç ve zekasını sergileyerek oyunu oynarlar.

 

f) Kelle Aşırma Oyunu:

Düğünde hamam günü damat evi inek keser. Yüksekliği 15 m. ol­mak üzere iki ev arasına uzun bir urgan gerilir. Urgan iki sırığın ucuna bağlı olup, iki kişi tarafından tutulur. Kelle bıçakla yanaklarından işaret parmağı ile tutulacak şekilde delinir. Başparmakla kellenin burnundan kuvvetle tutulur. Kelleyi atacak kişi hafif eğilir. İki bacak arasında sal­lar. Bütün kuvveti ile ipin üzerinden geçirmeye çalışır. Kelleyi ipten geçirme işi 5 metreden başlar. Yavaş yavaş 15 metreye kadar çıkarılır.

Üç denemede kelleyi ipten geçiremeyen elenir. Kelleyi geçirenler arasında en son üç kişi kalır. Bunlar da kendi arasında yarışır. En yük­seğe atılana kadar ip yükseltilir.

Birinci gelen davulla beraber kelleyi alır. Eğlenerek kelle aşırmada birinci gelenin evine gidilir. Ailesi Üçübir helva ve baklava ikram eder. içki ziyafeti ile kelle aşırma oyununa iştirak edenler sabaha ka­dar eğlenirler.

 

g) Deve Oyunu:

Uzun boyla iki kişi sekmenin (merdiven) uç bölümlerine kafalarını geçirirler. Sekmenin ortasına büyük bir kilim katlayarak hörgüç ya­parlar. Orağın ucuna deri sarılarak öndeki adam tutar. Devenin boynu­na yular takar. Deveci adam ayağına çarık, başına başlık, sırtına ise kürk giyer. Bir başkası da Arap kıyafeti giyer, elini ve yüzünü siyaha boyar. Arap devenin önünde oynayarak gider. Resmi yerlerden bahşiş alır. Vermeyenin önünden hiç kalkmaz, az para verenden hiç almaz, çok para verenin önünde de deve oynar.(57)

 

h) Çanakçı Zeybeği:

Avanos Halk Oyunları Eğitim ve Yardımlaşma Derneği; Avanoslu Selahattin Küçükdağ'ın TRT repertuvarma girmiş bulunan "Gökteki Yıldız" türküsünü "Çanakçı Zeybeği" olarak derlemiştir.

 

Gökteki Yıldız

Gökteki yıldızın üçü terazi

Poyrazları kaldı geçti birazı

Bize miydi bu feleğin garazı

Felek beni taşa çaldı neyleyim.

Gökteki yıldızı fener mi sandın

Sevip ayrılmayı hüner mi sandın

Beni bu sevdadan döner mi sandın

Felek beni taşa çaldı neyleyim.

Bir çorap başladım başlıbaşına

Felek ağu kattı tatlı aşıma

Yedi sene düştüm yarin peşine

Felek beni taşa çaldı neyleyim.

 

Derlenen Oyunun Oynanış Biçimi:

Erkeklerin oynadığı bir oyun olup, 4/4'lük bir ölçü ve 4 ana vuruş sayılı figürden oluşmaktadır.

Sağ ayak ile oyuna başlanır, sağ ayak yürümek için öne hamle ya­parken, çift el ayakla birlikte öne çıkarılır. Üç adım sonrası sağ ayakta sabit durulur, kollar yukarda olmak kaydıyla 4 sayı tamamlanır. 5. sayı­da sağa sağ ayak dirsekten kırılarak yaylanılır. 6. sayıda 4. sayı konumu­na gelinir, 7. sayıda sola sol diz kırılarak sola yaylanılır. 8. sayıda 4. sayı konumuna gelinir. Bu sayı bir figürdür, istenilen sayıda oynanabilir.

İkinci figür, yine sağ ayakla başlanır, 4 sayı kullandıktan sonra sa­ğa zeybek çöküşü olarak sola dönülür ve sağ diz yere konulur. 6. sayı­da doğrulunur, 7. sayıda sağa dönülür ve sol diz yere konur. 8. sayıda figür tamamlanır.

Sayılar çift olması nedeniyle ve oyunda türkünün örtüşmesi bakı­mından da önemli olan husus figür sayısının çift yapılması olmasıdır.

 

2. AVANOS TÜRKÜLERİ:

Oy Yar Ey

Oy yar ey

Üzerinde cennet gibi köybağı

Şimalinde yüksek ziyaret dağı

Kucağında çekmiş Kızılırmak'ı

Anadolu incisidir Avanos.

 

Oy yar ey

Erkekleri desti bardak yaparlar

Memlekete yüzbinlerce satarlar

Evvel Hakka, sonra işe taparlar

İktisadın kaynağıdır Avanos.

 

* * *

 

Sür koyunun dördünü

Sev yiğidin merdini

Seversen bir esmer sev

Çekme çirkin kahrını.

 

 

* * *

 

Halı dokurum halı

Boyun irahan dalı

Kaç senedir dokurum

Bitmiyor gavur malı.

 

* * *

 

Yük üstünde halıyım

Halının kenarıyım

Çek elini koynumdan

Ben bir asker yariyim.

 

* * *

 

Motor geliyor motor

Kumlara bata bata

Cahil ömrüm çürüdü

Yalnız yata yata.

 

Motor geliyor motor

İçinin kazanı yok

Çok memleketler gezdim

Avanos'tan güzel yer yok.

Karşı Bağda Sıra Sıra Bademler

(Refik Başaran ve Selahattin Küçükdağ tarafından plağa okunmuştur.)

Karşı bağda sıra sıra bademler,

Otursun ağlasın yari gidenler,

Ne sen bana doydun ne de ben sana

Kör olsun gurbeti icat edenler,

 

Alıverin filintamı oymadan,

Ben gidiyom Avanos'a doymadan,

 

Karşı bağda badem açmış duruyor,

Yaprağı dalında solup duruyor,

Bir güzeli bir çirkine vermişler,

Ağlayıp göz yaşın silip duruyor,

 

Alıverin filintamı oymadan,

Ben gidiyom Çinoğlu'na doymadan,

 

Karanlık yerlerdir bizim yurdumuz,

Bu günlerde arttı yine derdimiz,

Bir yavruyu bana çok mu gördünüz,

Hep ellerin üçer, beşer yari var,

 

Keklik olsam kaya dibi deşerdim,

Zengin olsam kız peşine düşerdim,

 

Perde olup, pencerene çekilsem,

Balmumu olup, başucuna dikilsem,

Saat beş'ten sonra yine de gelsem,

Acep bana sefa geldin den'mola,

 

Alıverin filintamı oymadan,

Ben gidiyom şu Naci'ye doymadan.

 

Avanos Türküsü (*)

(Avanos'lu Selahattin'in memleket özlemiyle plağa okuduğu ve çok tutu­lan bir türküdür.)

 

Üzerinde cennet gibi köy bağı,

Şimalinde büyük ziyaret dağı,

Kucağına çekmiş Kızılırmağı,

Anadolu incisidir Avanos,

Anadan benli yurdum ey,

 

Gökte yıldız ellidir,

Ellisi de bellidir,

Sevda çeken çapkınların,

Gözlerinden bellidir.

 

Kekliğin kayada sektiği sekiş,

Gül ile bülbülün ettiği çekiş,

Yarin iğnesiyle dikilen dikiş,

Kıyamete kadar sökülmez imiş,

 

Sür koyunun dördünü,

Sev yiğidin merdini,

Sever isen esmer sev,

Çekme çirkin kahrını.

 

İrahanım duvarda,

Bir yar sevdim huvarda,

Mevlâm bizi kavuştur,

Su yolunda, pınarda.

 

Avanos Türküsü'nün başka bir plakta olan devamı ise şöyledir:

 

Himmetdede Avanos'un şarkında,

Tiren yolu altı saat yakında,

Üç kaza var cenubunda garbında,

Dört kazaya merkez olur Avanos,

 

Kızılırmak şeref verir bu yere,

Yaz günleri dalga vurur evlere,

Meyve, üzüm dolu olur her yerde,

Seyrangâhın kendisidir Avanos.

 

3. NİNNİLER

İnce elekten elediğim                       Dandini dandini dan ister

Boz toprağa belediğim                     Bey babasından don ister

Yaradandan dilediğim                      Basma donu beğenmez

Guzuma nenni.                                 Püsküllü basma ister hu.

 

***                                                  ***

 

Hu hu hu dayı                                   Dandini dandini dastana

Ali süpürür odayı                              Danalar girmiş bostana

Gelsin baksın babası                         Gov bostancı danayı

Temiz bulsun odayı.                          Yemesin ilahanayı.

 

4. ATASÖZLERİ

- Kabağın pişmişi ile uluğunun (çürüğünün) farkı yoktur. (Kabağın çürüğü nasılsa, pişmişi de öyledir. Kabağı sevmediğini belirtir.)

- Et olsun da gır eşeğin eti olsun.

- Et giren yere dert girmez.

-  Deli gücük (Şubat ayı) dellenirse, güdük devenin kuyruğuna çı­kar kar.

- Mart marttırır; kazma, kürek sapı yaktırır.

- Dışardan gelen kedi sıçan dutmaz.

- Borçlu olup düşünmekten, uyuz olup kaşınmak iyidir.

 

5. DUALAR:

Acını göstermesin. Allah işini rast getirsin. Tuttuğunu kolay getir­sin. Allah iyi günler versin. Toprak diye kaptığın altın olsun. Dünyada ahirette zahmet çekme. Birin bin olsun.

 

6. BEDDUALAR:

Allah iki gözünü kör etsin. Evlatından bul. Depene yıldırım insin. Günün gününden kötü gelsin. Ciğerinden tutul. Gidişin olsun, gelişin olmasın. Gafil ağnynan git. Allah canını alsın. Yiğit sırtın yere gelsin. iki yakan bir araya gelmesin

 

7. MANİLER:

Gaynanam kara harar

Ölürse bana zarar

Öldüğünü aramam

Kefeni bana zarar.

 * * *  

Elma attım bulun gelin

Yanakları bal gelin

İnşallah gocan ölür

Sen de bana kal gelin.

 * * *  

Çayıra çaktık kazık

Gaynanam ölmüş yazık

Öldüğünü aramam

Bir top kefene yazık.

 * * *

Dam başında pıtırak

Gelin kızlar oturak

Oturakta ne durak

Satılak da kurtulak.

 * * *

İsgarpinin sarı boya

Ben de düştüm sizin soya

Sizin soydan bir kız sevdim

Sevemedim doya doya.

 

 

8.  ESKİDEN HALK DİLİNDE YER ALAN VE GÜNÜMÜZDE DE KULLANILAN BAZI DEYİMLER:

 

Arnavus: Avlunun suyunun dışarıya akıtıldığı yer.

Cancana: Acele, ivedi.

Dorutma: Sessizce ayakta durma.

Hallak: Suyun hızlı akışı.

Cumbah: Suyun derin yeri.

Carı: Çabuk, acele.

Şıvgın: Sulu kar.

Gıcı: Dolu.

Hınaza: Çekemeyen, hırçın.

Onmak: İlerlemek, gelişmek.

Çıllık: Şımarık.

Yağdan: Küçük küp.

Üzlük: En küçük çömlek.

Zülaha: Sürahi.

Yalım: Alev.

Hecirget: Tandır üzerine gerilen ikili demir.

Presit: Masala (toprağın ekilecek parsellere ayrılışı).

Malama: Bedava yemeyi seven.

Garin: Gayri.

Cinga: Kıvılcım.

İşgil: Sucuk.

Kirkit: Halı tarağı.

Sındı: Makas.

İşlik: Testi, çömlek yapım yeri.

Yanalak: Çanağın yapımından sonra kurutulduğu kapal

Kössa: Ateş karıştırmaya yarayan uzun sopa.

Istar: Halı tezgahı.

Yavlan: Suyun derin olmayan yeri.

Taka: Kapaksız dolap.

Gayıt: Kışlık yiyecek hazırlamak.

Galafat: Kaba.

Sekmen: Merdiven.

Helkin: Tencere.

Gaz: Kız.

Gizir: Gezginci.

Essah: Doğru.

Nörün: Ne yapıyorsun.

Alımını almak: Lâyık olduğu zararı görmek.

İt izi, kurt izine karıştı: Yapılan işin bilinmez hale gelmesi.

İnceyi ipe, kalını çöpe dizer: Çok fazla düşünerek iş yapan.

İtin ayağını taştan esirgemek: Söz dinlemeyeni korumamak.

Yarım yumurta ile ferfeneye katılmak: Az yiyecekle, başkası­nın yiyeceğine ortak olmak.

El sırtından kurban kesmek: Başkası adına konuşmak, iş yap­mak.

Komşu bağından sepet doldurmak: Bol bol ikramda bulunduğu­nu söylemek.

Ark altından su bağışlama: Kendisinin olmayan bir şeyi kendi malı gibi verme.

 

11. AVANOS VE YÖRESİ AĞIZLARI:

 

Ağız: Bölgelere ve sınıflara göre değişen söyleyiş ve kelime hazi­nesidir. Bu yazıda Avanos ve yöresinin ağız özelliğini taşıyan söyleşi­lerden örnekler sunulmaktadır.

 

Anlatan: Emine Tok

 

Konusu: İnönü'nün Avanos'u ziyareti sırasındaki anısı.

 

Gızılözdeydim, ırma gediordum. "Bura ney" dedi, "Bura çifli" de­dik, "Avanuzun çifli" dedik, he, öyle deyince "ne isdeyorsun" dedi. "Eyi misiniz" dedi, "eyiyik İslah, Allah ömür versin bek eyiyik" de­dik. "Ne isdeyorsunuz" dedi, "ne isteyok bi ortaokul yapdır" dedim, "yapdır ha yapdır" dedim. Bir de bu laf hoşuna getmiş, bizim böyle dedimizi. Bizi buria siye davet itdi çay ziyafetine. Başka yellerden de gelince, orda da "biz açık" demişler. Çocuğu yuvarlamışlar önüne, ço-cü yuvallayınca orda Vali de kibirlenmiş hani. O da kibirlenmiş, kibil-lenince, buria da gelince, bunnar da "halis tok" demiş, "Halis Toklar" demiş, ga öyle deyince, benim bu dedim de hoşuna getmiş, ga bizi so­na davet, ziyafet ettiler. Bu görüşme İnönü'nen yaptım. Vali de var idi, şey, he hepisi de var idi, çoğudu.

 

Anlatan: Yumuş Mengü (40 yaş)

 

Derleme yeri: Sarılar Kasabası

 

Konu: Ev işi

 

Tandır yakarık toprak süpürrük. Kiprit de bulamak ateş getirrik gonşudan. On da üstümüze sıçramasın ateşi diyin yanımızda dutarah-tan getirrik. Üstüne tavalan goruh, bulgur atarıh pilav bişirrik, duzunu atarıh. Angara'ya gocamı süpürgeci saldık, badırdıh - çıktı 20-30 kile buda onu tohummu ekecen, çocuklara yeygi mi yapacak? her kölere toprah daattılar. Bizim köye vermediler. Demirgırata vermediler diye-rekten ireyi, gızdılar bize vermediler. Bizim köölü tümden ireyi Una, Osman Bölükbaşısına verdiğimizden gızdılar. Topahlıya verdiler, çok-cana. Bizim buria yok, ekin zamanı yazın ekin işlerdik. Burdayım bur-da niriyedim? Ben neynicam kön lafı söylemeynen tükenir mi?

 

Ağıza Şiir Örneği: Mirem

Beyin akar, horul horul iderim

Dili bağlı arazlardan beterim

İyi olmam yarenlerim giderim

Ölür müymüş muradını almayan

Avanos'ta galdı mı bana yanmıyan.

 

Yabayı yidim de dimedim aman

Direni yiyince tıp düştüm hemen

İki aylık garnımda bebeğim gıman

Ölür müşmüş muradını almayan

Avanos'ta galdı mı bana yanmayan.

 

Yüklenmiş geliyor Mirem'in göçü

Nedir düşman nedir gelinin suçu

Kestirmiş kekilini efiler saçı

Ölür müymüş muradını almayan

Avanos'ta galdı mı Mirem'e yanmayan.

 

Anam bacım başucumda ağlasın

Candarmalar sokakları dolaşsın

Gara haber kardaşıma ulaşsın

Yetiş gardaşım yetiş

Çıkıyor canım.

 

 

Bu örnekler okuyup yazması olmayan, köyünden, kasabasından ve ilinden dışarı çıkmadığı için de yerli ağız özelliklerini koruyan kadın­lardan alınmıştır.

 

Başka iller ve kültür bölgeleri ile temasları bulunan, askerlik göre­vi, tahsil gibi nedenlerle yöreden ayrılmış erkekler yazı dilinin etkisi altında olduklarından, konuşmalarında yörenin özelliğini tamamen ta­şımazlar.

 

12. AVANOS EFSANELERİ:

Halkın hayalinde şekillenip gelişerek dilden dile, nesilden nesile söylenerek dolaşan ve yaşayan olağanüstü olaylar içeren hikayeler için "efsane - söylence" diyoruz.

"Efsanenin başlıca niteliği inanış konuu olmasıdır. Onun anlattığı şeyler doğru, gerçekten olmuş diye kabul edilir. Bu niteliği ile efsane, masaldan ayrılır, hikaye ve destana yaklaşır."

Halk, yüzyıllar boyunca, Kızılırmak'tan etkilenmiştir. Bu etkileşim sonunda birçok efsane oluşmuştur.

 

Buraları yurt edinen, peri bacalarını oyarak içinde yıllarca yaşa­yan, çevresindeki tarlaları ekip biçen insanlar, hayal hanelerinde efsa­neler, hikayeler, destanlar oluşturuyorlar.

 

Aşık Hasan Dede Efsanesi:

Kırıkkale îli'ne bağlı Hasandede kasabasında mezarı ve "makamı" bulunan Hasan Dede Türkistan'dan gelirken buralardan geçmiştir. Ho­rasan erleriyle birlikte Avanos'ta Kızılırmak kıyısında mola vermiştir. Horasan erleri abdest almışlar namaza hazırlanmakta, Hasan Dede'yi beklemektedirler. Bu sırada Kızılırmak'ın suyunun bulandığını ve kan renginde akmaya başladığını görürler. İşin hikmetini sormak için he­men ünlü Bilgin Hasan Dede'ye koşarlar. Daha sonraları Osmanlı Or­dusunda Budin savunmasına katılarak Gazi unvanını, köyüne dönerek yetiştirdiği karpuzlar dolayısıyla "Karpuzu Büyük" lâkabını alan Ha­san Dede abdest almaktadır...

 

Horasan erleri hayretle görürler ki; Hasan dede'nin abdest aldığı suyun kolundan dökülen kısmı kan kırmızıdır. Irmağı kan renginde, kızıl renkte akıtan Hasan Dede'nin koluna, yüzüne değen sulardır. Ho­rasan erleri sorarlar:

 

"- Bu ne hikmet işdir Hasan dedem?..."

 

Abdestini tamamladıktan sonra Hasan Dede cevap verir:

 

"- Ibn-i Mülcem'in(*) açtığı yara kapandı mı sanırsınız?.."

O günden beri de Kızılırmak "kızıl akmaktadır", adı buradan kal­mıştır.

 

Belha Kız Efsanesi:

"Belha Avanos'un Özkonak Bucağında küçük bir derenin suladığı bir beldedir. Beldesine, deresine ve yöresine adını veren Belha efsane­si şöyledir:

Şimdi Uruşa diye anılan bu böl? ve asırlar önce bir kabile gelmiş­ti. Reisleri zeki ve iyi bir idareci idi. Reisin çok güzel, fakat talihsiz bir kızı varmış, bu talihsiz kızın tek tesellisi, tabiat idi. Ayaz'ın serin sularında yıkanır ve kendi kendine şarkılar söylermiş. Bu kızın adı Belha imiş.

 

Yine birgün, banyodan çıkmış ve elbisesini giymişti ki yanında bir erkek belirdi. Erkek: Ziyaret dağının ardından geliyorum, oranın rei­siyim, günlerdir seni yıkanırken seyrediyorum, sana gönül verdim" der. Belha önce kaçmak istese de zamanla birbirlerini severler.

Güzel Belha'nın hayranları ise günden güne çoğaldığı için zeki ba­bası kurnazca karar verir. Saray'ın önünde yapılacak cirit oyununda ra­kipler çarpışacak ve sağ kalabilen Belha'yı alacaktır. Bu suretle ilerde Belha'yı istiyenlerin kendisine düşman olmalarını önleyecektir.

Müsabaka sonunda, Ziyaret Dağı'nın Reisi ile Aliyli Beyi karşı karşıya kalmıştır. Kız, Ziyaret Dağı'nın Reisi'ne aşıktır. Ya karşısına Aliyli Bey'i çıkarsa ne yapacaktır? Son anda Aliyli Bey'inin okunun sevgilisine saplandığını gören kız, büyük bir çığlık atarak kendini bal­kondan okun üzerine atar ve oda okun kurbanı olur. Bu duruma üzü­len Belha'nın babası, "Onları sarayın önündeki bahçeye beraber gö­mün" der. iki sevgiliyi ölüm bile ayıramamıştır."(63)

 

Zelve Efsanesi:

Zelve'ye gidenler, özellikle geceleri, peri bacalarının savaş düzeni­ne girmiş askerler gibi durduğunu görürler... İşte bu heybetli görünü­şün efsanesi:

 

"Zamanında buralar güzel bir ülkeymiş, bereket fışkırırmış toprak­tan. İnsanlar birbirini severlermiş, sayarlarmış. Fakiri fakir, zengini zengin değilmiş. Hırsızlık, katillik yokmuş. Üzümler ballı, buğdaylar taneliymiş. Bu halkın tek kaygısı ölümden yanaymış. Bir kapalı ül-keymiş buraları, o yüzden askeri savunmayı gereksiz bulur, mutluluk içinde yaşarlarmış.

 

Yıllardan bir yıl günlerden bir gün bakmışlardır ki;

 

Maccan'dan beri yazıyı yabam tutmuş bir ordu gelir, yanında yöre­sinde ne varsa yaka yıka; askerleri yok ki karşı koyalar, güzelim yurt­ları elden gider, gelen düşmanın her adım atışında.

 

Bütün halk tepeden bir bakmışlar ki koca ordu çakılmış kalmış yerde. "Nasıldır, nicedir bu iş" derken gece olmuş, gün ağarmış, bak­mışlar, her şey olduğu gibi durur yerli yerince. "Kimse güçlendirip yüreklerini varamazmış çakılıp kalan ordunun yanına. Eninde sonun­da bir çoban değneğini havaya kaldırıp "Ölümse ölüm, ben varacağım duran ordunun yanına" diye vadiye doğru koşmuş. Varmış ki bir de ne görsün ordu tüm taş kesmiş, toza buladığı kötülüğü bulaştırmaya gel­diği için buralara. Haber tez ulaşmış tepedeki halka, güzel ülkede kırk gün kırk gece toy düğün olmuş..." Bu yere DEVRENT derler. Taş or­du halen o yerde durmaktadır. O günden, bugüne kadar bu topraklara bir daha düşman ayağı basmamıştır.

 

Peri Kızı ve Güvercinler Efsanesi:

Avanos çevresinde yüzyıllar öncesinden günümüze gelen şapkalı kayalar görürsünüz. Halk, bunları "peri kızları" adını takmıştır. Ya iki­si üçü bir yerde, kâh topluca bir arada bulunurlar. Buralarda yaşayan­lar bunlar hakkında hayal kurmuşlar, yakıştırmalar yapmışlar, masal­larda, efsanelerde "peri kızlarını" canlandırmışlardır... İşte Peri Kızı ile Güvercinler ve Avcılar Efsanesi:

 

"Bir varmış, bir yokmuş... Bir zamanlar bu diyarda perilerle insan­lar bir arada yaşarlarmış, insanlar düğün yapar, periler bu düğünlerde saz ve söz olur, onları eğlendirirlermiş, insanlar üzüm çiğner, şıra ya­par, periler şıraların içine girer onları sarhoş ederlermiş. Nerde şenlik, nerde eğlence varsa iyi yürekli periler insanoğluna hizmet ederlermiş.

 

Gül gibi geçinip giderken insan padişahının oğlu peri padişahının kızına aşık oluvermiş... Ne olmuşsa ondan sonra "periler çoluk çocuğumuza karışırsa ne olur halimiz" diye derin derin düşünmeye başla­mış insanoğulları...

 

Sonunda karar vermişler... Bu evlenme olmayacak... Savaş açacak­lar perilere... Bir sabah, erken silahlanıp perilerin olduğu kayalara sal­dırmışlar. Periler, korkularından güvercin olmuş, "pırr" diye uçmuş, dağılmışlar çevreye... O gün bugündür periler sayısız güvercin olarak yine insanların hizmetinde yaşarlar. Peri bacalarına koşarlar. Peri ba­calarına oyulmuş binlerce güvercin yuvasında toplanan gübreler, bu çevrenin sebze ve meyveliği için başlı başına servet sayılır. 

 

Derleyen : Yaşar Büken

 

 

 









Lütfen tüm alanları doldurun. E-mail adresiniz kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.









Lütfen tüm alanları doldurun. E-mail adresiniz kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.