11. AVANOS VE YÖRESİ AĞIZLARI:
Ağız: Bölgelere ve sınıflara göre değişen söyleyiş ve kelime hazinesidir. Bu yazıda Avanos ve yöresinin ağız özelliğini taşıyan söyleşilerden örnekler sunulmaktadır.
Anlatan: Emine Tok
Konusu: İnönü'nün Avanos'u ziyareti sırasındaki anısı.
Gızılözdeydim, ırma gediordum. "Bura ney" dedi, "Bura çifli" dedik, "Avanuzun çifli" dedik, he, öyle deyince "ne isdeyorsun" dedi. "Eyi misiniz" dedi, "eyiyik İslah, Allah ömür versin bek eyiyik" dedik. "Ne isdeyorsunuz" dedi, "ne isteyok bi ortaokul yapdır" dedim, "yapdır ha yapdır" dedim. Bir de bu laf hoşuna getmiş, bizim böyle dedimizi. Bizi buria siye davet itdi çay ziyafetine. Başka yellerden de gelince, orda da "biz açık" demişler. Çocuğu yuvarlamışlar önüne, ço-cü yuvallayınca orda Vali de kibirlenmiş hani. O da kibirlenmiş, kibil-lenince, buria da gelince, bunnar da "halis tok" demiş, "Halis Toklar" demiş, ga öyle deyince, benim bu dedim de hoşuna getmiş, ga bizi sona davet, ziyafet ettiler. Bu görüşme İnönü'nen yaptım. Vali de var idi, şey, he hepisi de var idi, çoğudu.
Anlatan: Yumuş Mengü (40 yaş)
Derleme yeri: Sarılar Kasabası
Konu: Ev işi
Tandır yakarık toprak süpürrük. Kiprit de bulamak ateş getirrik gonşudan. On da üstümüze sıçramasın ateşi diyin yanımızda dutarah-tan getirrik. Üstüne tavalan goruh, bulgur atarıh pilav bişirrik, duzunu atarıh. Angara'ya gocamı süpürgeci saldık, badırdıh - çıktı 20-30 kile buda onu tohummu ekecen, çocuklara yeygi mi yapacak? her kölere toprah daattılar. Bizim köye vermediler. Demirgırata vermediler diye-rekten ireyi, gızdılar bize vermediler. Bizim köölü tümden ireyi Una, Osman Bölükbaşısına verdiğimizden gızdılar. Topahlıya verdiler, çok-cana. Bizim buria yok, ekin zamanı yazın ekin işlerdik. Burdayım bur-da niriyedim? Ben neynicam kön lafı söylemeynen tükenir mi?
Ağıza Şiir Örneği: Mirem
Beyin akar, horul horul iderim
Dili bağlı arazlardan beterim
İyi olmam yarenlerim giderim
Ölür müymüş muradını almayan
Avanos'ta galdı mı bana yanmıyan.
Yabayı yidim de dimedim aman
Direni yiyince tıp düştüm hemen
İki aylık garnımda bebeğim gıman
Ölür müşmüş muradını almayan
Avanos'ta galdı mı bana yanmayan.
Yüklenmiş geliyor Mirem'in göçü
Nedir düşman nedir gelinin suçu
Kestirmiş kekilini efiler saçı
Ölür müymüş muradını almayan
Avanos'ta galdı mı Mirem'e yanmayan.
Anam bacım başucumda ağlasın
Candarmalar sokakları dolaşsın
Gara haber kardaşıma ulaşsın
Yetiş gardaşım yetiş
Çıkıyor canım.
Bu örnekler okuyup yazması olmayan, köyünden, kasabasından ve ilinden dışarı çıkmadığı için de yerli ağız özelliklerini koruyan kadınlardan alınmıştır.
Başka iller ve kültür bölgeleri ile temasları bulunan, askerlik görevi, tahsil gibi nedenlerle yöreden ayrılmış erkekler yazı dilinin etkisi altında olduklarından, konuşmalarında yörenin özelliğini tamamen taşımazlar.
12. AVANOS EFSANELERİ:
Halkın hayalinde şekillenip gelişerek dilden dile, nesilden nesile söylenerek dolaşan ve yaşayan olağanüstü olaylar içeren hikayeler için "efsane - söylence" diyoruz.
"Efsanenin başlıca niteliği inanış konuu olmasıdır. Onun anlattığı şeyler doğru, gerçekten olmuş diye kabul edilir. Bu niteliği ile efsane, masaldan ayrılır, hikaye ve destana yaklaşır."
Halk, yüzyıllar boyunca, Kızılırmak'tan etkilenmiştir. Bu etkileşim sonunda birçok efsane oluşmuştur.
Buraları yurt edinen, peri bacalarını oyarak içinde yıllarca yaşayan, çevresindeki tarlaları ekip biçen insanlar, hayal hanelerinde efsaneler, hikayeler, destanlar oluşturuyorlar.
Aşık Hasan Dede Efsanesi:
Kırıkkale îli'ne bağlı Hasandede kasabasında mezarı ve "makamı" bulunan Hasan Dede Türkistan'dan gelirken buralardan geçmiştir. Horasan erleriyle birlikte Avanos'ta Kızılırmak kıyısında mola vermiştir. Horasan erleri abdest almışlar namaza hazırlanmakta, Hasan Dede'yi beklemektedirler. Bu sırada Kızılırmak'ın suyunun bulandığını ve kan renginde akmaya başladığını görürler. İşin hikmetini sormak için hemen ünlü Bilgin Hasan Dede'ye koşarlar. Daha sonraları Osmanlı Ordusunda Budin savunmasına katılarak Gazi unvanını, köyüne dönerek yetiştirdiği karpuzlar dolayısıyla "Karpuzu Büyük" lâkabını alan Hasan Dede abdest almaktadır...
Horasan erleri hayretle görürler ki; Hasan dede'nin abdest aldığı suyun kolundan dökülen kısmı kan kırmızıdır. Irmağı kan renginde, kızıl renkte akıtan Hasan Dede'nin koluna, yüzüne değen sulardır. Horasan erleri sorarlar:
"- Bu ne hikmet işdir Hasan dedem?..."
Abdestini tamamladıktan sonra Hasan Dede cevap verir:
"- Ibn-i Mülcem'in(*) açtığı yara kapandı mı sanırsınız?.."
O günden beri de Kızılırmak "kızıl akmaktadır", adı buradan kalmıştır.
Belha Kız Efsanesi:
"Belha Avanos'un Özkonak Bucağında küçük bir derenin suladığı bir beldedir. Beldesine, deresine ve yöresine adını veren Belha efsanesi şöyledir:
Şimdi Uruşa diye anılan bu böl? ve asırlar önce bir kabile gelmişti. Reisleri zeki ve iyi bir idareci idi. Reisin çok güzel, fakat talihsiz bir kızı varmış, bu talihsiz kızın tek tesellisi, tabiat idi. Ayaz'ın serin sularında yıkanır ve kendi kendine şarkılar söylermiş. Bu kızın adı Belha imiş.
Yine birgün, banyodan çıkmış ve elbisesini giymişti ki yanında bir erkek belirdi. Erkek: Ziyaret dağının ardından geliyorum, oranın reisiyim, günlerdir seni yıkanırken seyrediyorum, sana gönül verdim" der. Belha önce kaçmak istese de zamanla birbirlerini severler.
Güzel Belha'nın hayranları ise günden güne çoğaldığı için zeki babası kurnazca karar verir. Saray'ın önünde yapılacak cirit oyununda rakipler çarpışacak ve sağ kalabilen Belha'yı alacaktır. Bu suretle ilerde Belha'yı istiyenlerin kendisine düşman olmalarını önleyecektir.
Müsabaka sonunda, Ziyaret Dağı'nın Reisi ile Aliyli Beyi karşı karşıya kalmıştır. Kız, Ziyaret Dağı'nın Reisi'ne aşıktır. Ya karşısına Aliyli Bey'i çıkarsa ne yapacaktır? Son anda Aliyli Bey'inin okunun sevgilisine saplandığını gören kız, büyük bir çığlık atarak kendini balkondan okun üzerine atar ve oda okun kurbanı olur. Bu duruma üzülen Belha'nın babası, "Onları sarayın önündeki bahçeye beraber gömün" der. iki sevgiliyi ölüm bile ayıramamıştır."(63)
Zelve Efsanesi:
Zelve'ye gidenler, özellikle geceleri, peri bacalarının savaş düzenine girmiş askerler gibi durduğunu görürler... İşte bu heybetli görünüşün efsanesi:
"Zamanında buralar güzel bir ülkeymiş, bereket fışkırırmış topraktan. İnsanlar birbirini severlermiş, sayarlarmış. Fakiri fakir, zengini zengin değilmiş. Hırsızlık, katillik yokmuş. Üzümler ballı, buğdaylar taneliymiş. Bu halkın tek kaygısı ölümden yanaymış. Bir kapalı ül-keymiş buraları, o yüzden askeri savunmayı gereksiz bulur, mutluluk içinde yaşarlarmış.
Yıllardan bir yıl günlerden bir gün bakmışlardır ki;
Maccan'dan beri yazıyı yabam tutmuş bir ordu gelir, yanında yöresinde ne varsa yaka yıka; askerleri yok ki karşı koyalar, güzelim yurtları elden gider, gelen düşmanın her adım atışında.
Bütün halk tepeden bir bakmışlar ki koca ordu çakılmış kalmış yerde. "Nasıldır, nicedir bu iş" derken gece olmuş, gün ağarmış, bakmışlar, her şey olduğu gibi durur yerli yerince. "Kimse güçlendirip yüreklerini varamazmış çakılıp kalan ordunun yanına. Eninde sonunda bir çoban değneğini havaya kaldırıp "Ölümse ölüm, ben varacağım duran ordunun yanına" diye vadiye doğru koşmuş. Varmış ki bir de ne görsün ordu tüm taş kesmiş, toza buladığı kötülüğü bulaştırmaya geldiği için buralara. Haber tez ulaşmış tepedeki halka, güzel ülkede kırk gün kırk gece toy düğün olmuş..." Bu yere DEVRENT derler. Taş ordu halen o yerde durmaktadır. O günden, bugüne kadar bu topraklara bir daha düşman ayağı basmamıştır.
Peri Kızı ve Güvercinler Efsanesi:
Avanos çevresinde yüzyıllar öncesinden günümüze gelen şapkalı kayalar görürsünüz. Halk, bunları "peri kızları" adını takmıştır. Ya ikisi üçü bir yerde, kâh topluca bir arada bulunurlar. Buralarda yaşayanlar bunlar hakkında hayal kurmuşlar, yakıştırmalar yapmışlar, masallarda, efsanelerde "peri kızlarını" canlandırmışlardır... İşte Peri Kızı ile Güvercinler ve Avcılar Efsanesi:
"Bir varmış, bir yokmuş... Bir zamanlar bu diyarda perilerle insanlar bir arada yaşarlarmış, insanlar düğün yapar, periler bu düğünlerde saz ve söz olur, onları eğlendirirlermiş, insanlar üzüm çiğner, şıra yapar, periler şıraların içine girer onları sarhoş ederlermiş. Nerde şenlik, nerde eğlence varsa iyi yürekli periler insanoğluna hizmet ederlermiş.
Gül gibi geçinip giderken insan padişahının oğlu peri padişahının kızına aşık oluvermiş... Ne olmuşsa ondan sonra "periler çoluk çocuğumuza karışırsa ne olur halimiz" diye derin derin düşünmeye başlamış insanoğulları...
Sonunda karar vermişler... Bu evlenme olmayacak... Savaş açacaklar perilere... Bir sabah, erken silahlanıp perilerin olduğu kayalara saldırmışlar. Periler, korkularından güvercin olmuş, "pırr" diye uçmuş, dağılmışlar çevreye... O gün bugündür periler sayısız güvercin olarak yine insanların hizmetinde yaşarlar. Peri bacalarına koşarlar. Peri bacalarına oyulmuş binlerce güvercin yuvasında toplanan gübreler, bu çevrenin sebze ve meyveliği için başlı başına servet sayılır.