Efsane oyuncu, yazar

“Sinema edebiyattır, edebiyat da sinema…”
14 Ağustos 2016
“Biliyorum, eninde sonunda İzmir’e döneceğim. Gerçek yurduma…”
14 Ağustos 2016

Efsane oyuncu, yazar

Efsane oyuncu, yazar

Ercan Kesal’ı biz senarist ve oyuncu
olarak tanıdık. Bir Zamanlar Anadolu’da
filminde “muhtar” rolüyle ve daha
sonraki rolleriyle kültleşti. Daha sonra
ise doktorluğunu, yazarlığını hayranlıkla
izledik. Kesal, gelecek planlarından
geçmişinin değerlendirilmesine dek
yaşamını EQ okurlarına anlattı.

Merhaba Ercan Bey… Oyunculuğunuzla, doktorluğunuzla, senaryolarınızla,
Radikal’deki Nazım Hikmet’in Memleketimden İnsan
Manzaraları’nın nesir haline eş tutulan yazılarınızla… seyircinin,
okurun gönlünde çok özel bir tahtınız var. Sondan başlayalım,
ufukta yeni oyunculuk, senaryo veya kitap projeleri
var mı? Halihazırda neler yapıyor ve neler
yapmayı planlıyorsunuz?
Yazıyla hemhal olmuşsanız bir kere, artık ucu açık
bir yolculuğa da başlamışsınız demektir. Halihazırda
yeni bitirdiğimiz bir senaryonun iç huzurunu
yaşıyorum. Mahmut Fazıl Coşkun’la (Yozgat Blues
ve Uzak İhtimal filmlerinin yönetmeni) birlikte
onun üçüncü filminin senaryosunu yazdık, bitirdik.
Bu sene en fazla vaktimi bu senaryo aldı. Bir başka
senaryo çalışması da yurtdışında yaşayan ve yönetmenlik
yapan Ufuk Emiroğlu (Babam Devrim ve Ben
isimli ödüllü bir belgeseli var) için başladığım ve
epeyce mesafe aldığım bir hikâye. Birgün Pazar için
her hafta düzenli olarak yazmaya çalıştım ve hâlâ
devam ediyorum. Zeki Demirkubuz’un yeni bitirdiği filminde kısa bir rolde
oynadım. Bitmek üzere olan bir novella var, çok geçmez, yayımlanır.
Hemen arkasından Peri Gazozu tadında bir başka kitap sırada… Böyle!..
Yüreğe işleyen yazılarınızdan Avanos’ta geçen çocukluğunuz,
SBF’ye girişiniz, Ege Tıp Fakültesi’ne geçişiniz, siyasal geçmişiniz
ya da Poyraz’ın doğumu gibi Ercan Kesal’ı Ercan Kesal yapan birçok
anıya aşinayız. Siz özel olarak belirtmeseniz de hastanenizde
ihtiyacı olanlara bilabedel verilen hizmetleri de biliyoruz. Hayat
hikâyenizi bir kez daha sizden bir özet olarak dinlesek?
Babamın son zamanlarında, giderek onu kaybedeceğimi iyice anlamaya
başladığım günlerin birinde nerden aklıma geldiyse benzer bir soru
sormuştum: “Baba, bunca sene yaşadın, bana hayata dair bir şeyler söyle;
nasıl yaşamak lazım, ne yapmalıyım?” Babam, bir süre düşündükten
sonra, içimi sızlatan bir cevap vermişti: “Gece yarısı
ıssız bir tarladan tek başıma geçip gitmiş gibiyim
oğlum!”
Beş yaşında yetim kalmış, ilkokulu ancak okuyabilmiş,
çiftçi bir adamdı babam. Ben ondan daha
şanslıydım. Babam öldüğünde 50 yaşımı geçmiştim.
Birçok okulda okudum ve birçok şehirde yaşadım.
Sokaklarda da yattım, en lüks yataklarda da.
Yoksulluğu da, zenginliği de bilirim. Şunu anladım
diyebilirim: “Kişinin kendine saygı duymasından
daha kıymetli hiç bir şey yokmuş!” Kendime saygı
duyacağım işleri çoğaltmaya çalışıyorum ve “vicdan”
denen şey gece başımızı koyduğumuz yastıksa
eğer, onun daha da yumuşak olmasına gayret
ediyorum…
Oyunculuk bir çocukluk hayaliniz miydi yoksa hayat içinde kendiliğinden
mi gelişti? Çocukken geleceğinizi nasıl hayal ederdiniz?
Çocukken kendimi hep bir Robinson Crusoe gibi hayal ederdim. Bir
gemi kazasında ıssız bir adaya düşmüşüm ve orada hayatı yeni baştan
kuruyorum sanki. Ağaç dallarından ev, yapraklarından yatak. Adada
yaşayan hayvanlardan yaptığım bir sürü. Keçiler, koyunlar, onların sütü
ve envai çeşit peynirler. Ormandan topladığım meyveler. Bozkırda, küçük
bir kasabada, onca yoksulluğun ve çaresizliğin ortasında büyümeye
çalışırken keşfettiğim bir numaraydı bu.

El ayak çekilir, herkes kendi köşesinde uykuya varırken,ben adadaki sığınağıma gider, tek başıma o günkü işlerime girişirdim.

Şimdi bile, uykuya dalmakta zorlandığımda uyguladığım formüldür “ıssız ada” yöntemi, tavsiye ederim.
Oyunculuk ise hiç hayalim olan bir iş değildi. Ama ilk izlediğim oyun ya
da filmden bugüne kadar, izlediğim tüm oyunculara hep büyülenmiş gibi
bakarım. Hala öyledir. İyi oyuncular bence, “gerçekliği yeniden icat eden”
insanlardır.
ercankesalsoylesiHangi kimliğinizle daha çok özdeşleşiyorsunuz? Ercan Kesal bir
doktor mu, oyuncu mu, senarist mi? Bunların tümünü aynı anda,
iyi bir baba ve eş olarak da nasıl sürdürüyorsunuz, biri diğerini besliyor
mu?
Hepsi de aynı adam. Bir tane kimliğim var ve o
kimliğimle birbirinden farklı gibi görünen işler
yapıyorum. Nasıl bir adamsam öyle yazıyorum,
samimi, doğal ve olabildiğince dürüst. Oyunculuğum
da yazdığım yazılar gibidir; yazılarım
gibi oynamaya çalışıyorum, rol yapmadan yani.
Artık pek yapmasam da hekimliğim de oyunculuğumdan
ve yazarlığımdan bambaşka bir
şey değil. Ama, hepsini de besleyen edebiyattır
bence. Okuduklarım en güçlü ve vazgeçilmez
kaynağımdır. İyi bir baba ve iyi bir eş olma meselesine
gelince; zor ve meşakkatli bir yolculuk.
Ne yaparsam yapayım “yetmezlik” duygusundan
kurtulamıyorum. Bu iki konuda öğrenme halim
hiç bitmeyecek galiba. Ama, her zaman daha
iyisi için samimi bir gayret içinde olduğumu biliyorum.
Özellikle efsaneleşen Bir Zamanlar Anadolu’da
filminde oynadığınız muhtar rolü olmak
üzere oyunculuğunuzla ödüller aldınız,
hayranlar kazandınız. Ya siz, kendinizi en
çok hangi rolünüzde buldunuz?
Bir Zamanlar Anadolu’da filminde oynadığım
Muhtar, çok iyi tanıdığım bir karakterdi. “Ömrüm
onlarla geçti” desem yalan olmaz! Üstelik
senaristi olduğum bir hikâyeydi çektiğimiz film.
Diyaloglara, karakterin tavır ve davranışlarına
çok hâkim olduğum bir roldü. Ama, ne olursa
olsun, oradaki en büyük şansım çok iyi bir filmin
parçası olmaktır. Tüm oyunculuklar çok iyiydi.
Senaryo iyiydi. Yönetim çok iyiydi. Muhtar karakteri
dışında, benim heyecanla ve kendimi de
merak ederek oynadığım karakter, Tayfun Pirselimoğlu’nun
Ben O Değilim filmindeki “Nihat”
karakteridir.
Ve senaryolarınız için aynı soru… Yazdığınız
senaryoların herhangi birinin kalbinizde özel bir yeri var mı?
Bir Zamanlar Anadolu’da tabii ki. 25 sene önce genç bir hekimken başımdan
geçen bir gecelik “ceset arama” hikâyesini, 25 sena sonra kâğıda
dökmek, bu senaryoyu daha sonra aynı mekânlarda filme çeken ekibin
içinde yer almak, filmin oyuncularından biri olmak, yaşadığım sürece
unutamayacağım bir deneyimdir.
ercankesalSiz yazar olarak kimleri okuyor, yönetmen, oyuncu olarak kimleri
takip ediyorsunuz? Kendinize örnek aldığınız ya da hayran olduğunuz
yazarlar, yönetmenler ve oyuncular kimler?
Hiç abartmadan söyleyebilirim ki, ben bir kitap kurduyum. Bu dünyada
beni birçok şeyden mahrum edebilirler, yeter ki kitap okuma şansımı
elimden almasınlar. Eskiden çok çeşitli alanlardan kitaplar okurdum, son
zamanlarda ve özellikle antropoloji eğitiminden sonra, daha çok günce,
seyahatname, biyografi ve nehir söyleşiler okuyorum. Psikoloji, antropoloji
ve sinema ağırlıklı kitapları tercih ederim. Sahafları çok sık gezerim.
Tarkovski, Bergman, Kieslovski, Bunuel… Sadece filmlerini değil, yazılarını
ve söyleşilerini de dönüp dönüp okuduğum sinemacılardır. Rus klasiklerinden
vazgeçemem. Çehov bir numaramdır. Eduardo Galeano, Marquez,
M. Vargas Llosa okudukça içimi ferahlatan yazarlardır. Bizden, Sait
Faik Abasıyanık, Sabahattin Ali, Refik Halit Karay, Memduh Şevket Esendal,
Abdülhak Hamdi Tanpınar, Kemal Tahir, Yaşar Kemal, Orhan Kemal…
Yenilerin hepsini de çok önemsiyor ve seviyorum. Yönetmenler konusunda
biraz eski kafalıyım sanki. Tarkovski, Kieslovski, Haneke, Hitchcock,
Kiarostami, Coen Kardeşler… Oyunculardan, D. D. Lewis, Robert de Niro,
Anthony Hopkins, Juliette Binoche, Isabelle Huppert…
Bu kadar yoğun geçen zamanlar içinde -varsa- işlerden artakalan
zamanlarınızda neler yaparsınız? Bilmediğimiz başka hobileriniz
var mı, spora vakit ayırır mısınız?
Her sabah mutlaka bir saat kadar hızlıca yürürüm. Spor olarak sadece
bu! Günümün büyük kısmı okumak ve yazmakla geçiyor. Masa başındayım
yani. Haftada bir iki gün hastaneye gitmem gerekiyor. Yönetici olarak
bulunmam gereken durumlar var. Poyraz ilkokul 3. sınıfta. Bu sene dörde
geçti. Her akşam bir saat kadar onunla oluyorum. Yıl içinde fazlasıyla
söyleşi, konferans, imza günü, festival programları ve seyahatleri oluyor.
En çok yorulduğum işler bunlar aslında. Ama, her şeye rağmen kendimi
iyi hissettiğim anlar da bunlar…
Bizde sohbet hep memlekete, dünya meselelerine gelir sonunda,
âdettendir… İstanbul, Türkiye ve dünyanın geleceği hakkında
umutlu musunuz?
İstanbul için ümitsizim. Acımasızca yok ediliyor ve alkışlayarak seyrediyoruz.
Dünyada bu kadar hoyratça tüketilen bu kadar güzel bir başka şehir
yoktur herhalde. Türkiye için ümitliyim. Dünya için ne söyleyebilirim?
İnsanlığın, kendini ve dünyayı hasta eden ve en sonunda yok edecek olan
bu hastalıklı kapitalist sistemin yerine bir başka rüyayı gerçeğe dönüştüreceği
güne kadar bekleyeceğiz…
Kendi adınıza olan web sitesine giremiyoruz, en azından sizin tüm
verimlerinizi takip etmek isteyenler olarak, bu sitenin yenilenmesini
bekleriz. Bu olacak mı?
www.ercankesal.com bir süredir faaliyette. Bekleriz efendim!
Bize zaman ayırdığınız için çok teşekkürler…
Harika sorulardı. Zihin açıcı ve ilham verici. Asıl ben teşekkür ederim.

Lütfen takip ediniz